|
DAHA ÇOK TÜRKÇE, DAHA GÜZEL TÜRKÇE!.. |
||
|
|
Ulusal Hematoloji Kongresi En Güzel Türkçe Bildiri Ödülü Üzerine Yücel Tangün Türk Hematoloji Derneği (THD) Yönetim Kurulu iki yıldır sürdürdüğü, benim de gönülden desteklediğim “Daha çok Türkçe, daha güzel Türkçe” önerisini, geçen yıl 33. Ulusal Kongrede “En güzel Türkçe bildiri özeti” ödülünü başlatarak daha da anlamlandırmış oldu. Seçici Kurulda, Türkçenin kirlenmesine karşı yıllardır savaşım veren üç saygın dilbilimci (Sevgi Özel, Kaya Türkay, Yusuf Çotuksöken) ile birlikte, THD adına ben ve Dr Mustafa Çetiner görev almıştık. Burada, ödüle kendi istekleri ile başvuran 112 adayın bildiri özetlerini değerlendirirken tutmuş olduğum notların bir bölümüne dayanarak izlenim ve yorumlarımı örneklerle sunmak istiyorum. Kan Hücrelerini Adlandırmada Görüş Birliğine Varabilir miyiz? Kimimiz “kırmızı ya da beyaz küre”, kimimiz “eritrosit ya da lökosit,” küçük bir azınlığımız da “alyuvar ya da akyuvar“ diyor... Belki günümüzde her alanda örnek alınan İngilizceden esinlenerek, uzunca da olsa, “kırmızı ya da beyaz kan hücreleri "ni kullananlar da çıkabilir. İlk önce “küre”nin yanlış olduğunu ve kullanılmaması gerektiğini belirtmek isterim. “Yuvarlak” anlamına gelen küre (globe) çok çok büyük bir kavram!.. Örneğin yerküre’de (dünya, esk. arz) yaşıyoruz. Durmadan küreselleşme’den, küresel ısınma’dan söz ediyoruz. Öyleyse, ancak mikroskopla tanıyabildiğimiz hücreler nasıl küre olabilirler?.. Fransızlar kan hücrelerine “kürecik (globule)” adını vermişler. Dedelerimiz de kürecik anlamına gelen “küreyve”yi kullanmışlar (küreyve-i hamra: eritrosit ve küreyve-i beyza: lökosit). Çoğuluna da “küreyvat” (kürecikler) demişler. Alyuvar ve akyuvar ne kadar güzel!.. Beğenmeyenler, çoğu dilde olduğu gibi, “eritrosit, lökosit” de diyebilirler. Makbulümüzdür!.. Ama lütfen “küre” adını ağızlarına almasınlar... Trombositlere gelince; fakülte yıllarından beri “trombosit” diye bildiğimiz hücreleri, şimdilerde, özellikle genç meslektaşlar konuşurken ve yazarken sık olarak “platelet” diye adlandırıyorlar. Neden acaba?.. İngilizce okuma ve yazıp çizme alışkanlığı mı? Oysa çoğu yabancı dilde “trombosit” sözcüğü geçerli. Ayrıca aynı dillerde “platelet (ing)”, “plaquette (fr)” ve “Plättchen (alm)” de var... Buna karşın, hastalıklardan söz ederken örn. trombositopeni, trombositoz diyoruz. Öte yandan “platelet”in arı dilimizde son derece sevimli bir karşılığı da bulunuyor: “pulcuk ya da kan pulcuğu”. Pulun yanına “cuk” eki cuk oturmuş!.. Diğer dillerde olduğu gibi, hücrenin minikliğini gösteren bir sonek... “Pulcuk ya da kan pulcuğu” demeniz hiç de şart değil. Ancak lütfen “platelet” demekten vazgeçiniz. Trombosit deyiniz. Aksi takdirde dilinizi eşek arısı sokacaktır. Bir diğer sorun MCV, MCH, MCHC, RDW gibi eritrosit değerleri... Örneğin ortalama eritrosit hacmi (OEH) mi demeli? Laboratuvarlarda hastaların ellerine tutuşturulan elektronik kan sayımı çıktılarında kısaltmalar yabancı dilde olduğundan ben şimdilik MCV’den yanayım. Ama “emsivi” değil, “meceve" şeklinde söylüyorum!... Niçin Türkçe Karşılıkları Varken Yabancı Dillerdeki Sözcükleri Kullanıyoruz (Örnekler) ? Hematolojik hastalıklar: Kan hastalıkları. Rapor etmek: Report (rapor, belge) ile to report: (bildirmek, söylemek, nakletmek) karıştırılıyor. “rapor ettiler” yerine “bildirdiler” diyebiliriz. Prezente olan: Kendini gösteren, beliren, ortaya çıkan, karşımıza çıkan, karşımıza gelen. Ekarte etmek: Uzaklaştırmak, dışlamak, dışta bırakmak, dıştalamak. Sonuncu karşılık, sözlüklerde bulunsa da, bana sevimsiz geliyor! ...ile karakterize bir hastalıktır: Yayınlarda sık kullanılan, “to characterize” fiilinden aktarılmış, daha doğrusu uydurulmuş, “characterized by” karşılığı “karakterize” kötü Türkçeye iyi bir örnek... Niçin “...ile nitelenen bir hastalıktır” ya da “...ile belirlenen bir hastalıktır” demeyelim? Randomize etmek: Rasgele dağıtmak. Randomizasyon: Rasgele dağıtım. Random: rasgele, gelişigüzel, tesadüfi. Relaps, Rölaps: Nüks. Bizim kuşağımız “nüks” ya da “nüksetme” derdi. “Yineleme (tekrarlama)” da diyebiliriz. İsterseniz, kullanmanızı önermesem de, bu anlamda halkımızın “depreşme”, “tepme” gibi güzel deyimlerini de anımsatıvereyim!.. Relaps olmak: Nüksetmek. “Hasta relaps yaptı”, “Hasta relaps oldu” diye yazmış bazı arkadaşlar. “Hastalığı nüksetti”, “hastalığı tekrarladı”, “hastalığı geri döndü” diyebilirlerdi. Kür (ing. cure): Şifa, iyileşme, hastalıktan kurtulma. Arkadaşlarımız “şifa” anlamında kullandıkları İng. cure’u, Fr. “tedavi” anlamındaki “cure” gibi telaffuz edip yazıyorlar. Aslında dilimizde de “kür” sözcüğü var. Ama bu şifa anlamına gelmiyor: kemoterapi kürü, kaplıca kürü gibi. Remisyon: Düzelme, hafifleme. Malignite, Malinite, Malignensi Malignansi: Nasıl telaffuz edip nasıl yazacağımızı bilemediğimiz bir yabancı sözcüğü sürekli kullanıyoruz. Oysa habaset, habislik, kötücüllük gibi sözcüklerimiz var. Malign: Habis, kötü huylu, kötücül (karşıtı: benign: selim, iyi huylu, iyicil). Perifer: Çevre, muhit (eski). Periferik, periferal kan: Çevre kanı, çevresel kan. Hematopoiez (Hematopoez) (Aslında Türkçe okunuşu “hematopoyez” şeklinde olmalı). İsterseniz, nasıl yazılacağını ve okunacağını bir yana bırakalım ve güzel Türkçemizle “kan yapımı” diyelim. Aynı şekilde “eritrosit, lökosit ve trombosit yapımı” denebileceği gibi. Eski Yunanca “poiesis” “yapmak” anlamına geliyor. Fr. “poésie (şiir sanatı)”, “poėme” (şiir)” İng. “poem”, ve “poet (şair)” sözcükleri de aynı kökten türemişlerdir. Hematopoietik (Hematopoetik) kök hücre: Kan yapıcı kök hücre. İmmatür: Olgunlaşmamış; Matür: Olgun. Strok: İnme. Halkımız “inme indi” der. Güzelim dilimizde bu sözcük varken İng. stroke’a ne gerek var? Eşek arılarına gene iş düştü!.. Stimüle eden: Uyaran. Retrospektif çalışma: Geriye dönük çalışma. Prospektif: İleriye dönük. Metod: Yöntem. Materyal: Gereç. Biyopsi materyeli: biyopsi örneği. Bilateral: İki taraflı (yanlı). Lenf nodu: Lenf düğümü. Replasman: Yerine koyma, ikame (eski). Ülsere lezyon: Ülserleşmiş, ülserli lezyon. Oblitere eden: Tıkayan. Protein C rezistansı: Protein C’ye direnç. Fonksiyon: İşlev; Fonksiyonel: İşlevsel. Ekspresyon: Anlatım, ifade (eski). Abondan kanama: Aşırı kanama, bol kanama. Greyd, greydli: Derece, dereceli örn: düşük, yüksek dereceli. Diferensiyasyon: Farklılaşma. Zayıf diferensiye tümör: Az farklılaşmış tümör (karşıtı: iyi farklılaşmış). Rezidü: Kalıntı. Rezidüel: Arta kalan, geride kalan. Transformasyon: Dönüşüm. Persistan ateş: Direnen, direngen, sebat eden (eski) ateş. İrregüler matürasyon: Düzensiz olgunlaşma. Proliferasyon: Çoğalma. Donör: Verici (karşıt: Alıcı). Transplantasyon: Nakil, aktarım. Rejeksiyon: Red. Engraftman: Yamanma (Graft: Yama). Conditioning: Koşullama, koşullandırma. Purging: Temizleme, ayıklama. T hücre deplesyonu: T hücrelerinden arındırma, T hücrelerini azaltma. Harvest: Toplama, hasat (eski). Median: Ortanca. Faz: Evre, safha (eski). Konsolidasyon: Pekiştirme, güçlendirme, sağlamlaştırma. Akselere: Hızlanmış. Kronik: Süreğen. Lokal: Yerel. Lokalize: Yerleşik, yerleşmiş. Süperfisyel: Yüzeysel. Konvansiyonel: Geleneksel, göreneksel. Progresyon: İlerleme, gelişme. Evolüsyon: Evrim. Spesifisite: Özgüllük, Spesifik: Özgül. Sensitivite: Duyarlık, hassasiyet (eski) (hipersensitivite: aşırı duyarlık). Koagülasyon: Pıhtılaşma. Agresif: Saldırgan. İndolent: Uysal, sessiz. Dissemine: Yaygın, yayılmış. Türkçe Yazım (İmla) Yanlışları (bir iki örnek) Hasta gurubu (Doğrusu: Hasta grubu. Gurup: Güneşin batışı, günbatımı, Grup: topluluk, küme, öbek. Yada: Ya da. Myelom: Miyelom, Myelosit: Miyelosit. Enfeksiyon: İnfeksiyon. Türkçe Sözcüklerin Yanlış Anlamlarda Kullanılması Özgül/Özgün: Özgül: spesifik; Özgün: orijinal. Olanak/Olasılık: Olanak: İmkan (olanaklı: mümkün; olanaksız: imkansız). Olasılık: İhtimal (Olası: muhtemel, ihtimal dahilinde). Uyumlu, Uyumsuzluk, Uygunsuzluk, Uyuşmazlık (aşağıya bkz).
Eski Sözcüklere Öz Türkçe Karşılıklar (bir iki örnek) Vaka (eski) (Vak’a: ikinci a uzatılmayacak): Olgu. Vaka takdimi: Olgu sunumu. Tespit etmek: Saptamak, Tespit: Saptama. Tetkik etmek: İncelemek Tetkik: İnceleme. İhtiyaç: Gerekseme, Gereksinim, Gereksinme (Sözlüklerde üçü de var!..). Kontrol etmek: Denetlemek; Kontrol: Denetim. Tamir: Onarım (örn. DNA onarımı). Sebep: Neden. İlaveten: Ek olarak. Rağmen: Karşın. Takip etmek: İzlemek; Takip: İzleme, izlem. İdame: Sürdürme. Bazı Basit Dilbilgisi Kuralları Hal eki “de” bitişik; bağlaç “de” ayrı yazılmalıdır. Örnek: Evde çalışıyor. Evde oturmasa da kirasını ödüyor. Sorulardaki “mi”, “mu”, vd son ekler ayrı yazılır. Örnek: Okudunuz mu? Çalışıyor musunuz? “ki” bağlacı ayrı yazılır. Örnek: Kuruldaki üyeler, ki çoğunu tanırım, beni desteklemediler. İngilizceden çevirilerde ad tamlamalarına dikkat! Örnek: Antifosfolipid sendrom değil, antifosfolipid sendromu, Rh (D) antijen uyuşmazlığı değil, Rh (D) antijeni uyuşmazlığı Yabancı Özel İsimlerin Yazılışı Çok merak ettim! Hodgkin “Hoçkin”, Coombs “Kums”, Burkitt “Börkit”, Down “Davn” şeklinde yazılmamış da, neden tüm arkadaşlar Fanconi’yi daima “Fankoni” şeklinde yazmışlar? Kötü Türkçeye Birkaç Örnek ...Yaşları 19 ile 30 arasında değişmekte olan (doğrusu: değişen). Çalışma ... kontrol grubu üzerinde yapıldı (doğrusu: grubunda). Mononükleer hücreler kültüre edildi (doğrusu: hücrelerin kültürü yapıldı). Ovaryal yetmezlik (doğrusu: over yetmezliği). Menorajisi mevcut olup demir eksikliği gelişen toplam 50 kadın (doğrusu: demir eksikliği gelişen menorajili...). Medikasyonu kullanma (doğrusu: ilacı). Demir eksikliğine sekonder çok yüksek trombosit sayısı (doğrusu: demir eksikliğine bağlı, demir eksikliği sonucu). Not: ing. “secondary to...”nun Türkçe kullanılışı hayret edilecek şekilde salgın halinde!.. Prednizolon dozu dereceli olarak azaltıldı (doğrusu: giderek, yavaş yavaş, gittikçe, tedricen (eski). Tanıdan sonra hızla ilik nakli (doğrusu: hemen, bekletilmeden). Daha az olarak hastalarda... (doğrusu: daha seyrek olarak hastalarda). Radyolojik raporda granülomatöz enfeksiyon araştırması yönünde rapor geldi. Çalışmaya 28 adet hasta alındı (doğrusu: 28 hasta). Operasyona bir hematolog’da katıldı (doğrusu: hematolog da). Önceden belirleyen bir prognostik belirteçler bulunmamaktadır! Trombositler 1 milyonun üstüne çıktı. Periferik yayması uyumluydu (doğrusu: çevre yayması bunu doğruladı, bu bulguya uyuyordu). Salgın şeklinde kullanılan bir diğer sözcük de Galiba “uyumlu"!.. Ayrıca yanlış kullanılıyor. Uyum ahenk’in (eski) karşılığıdır. Sözlük uyum’u “bir bütünün parçaları arasında bulunan uygunluk” şeklinde tanımlıyor. Uyumlu=ahenkli, uyumsuz=ahenksiz. Uyum’un bir diğer anlamı da yabancı dildeki adaptasyon’dur (yeni bir duruma ya da ortama uyma, alışma). Eritrosit alloimmünizasyonunun en sık nedeni D antijeni uyumsuzluğudur. (doğrusu: uyuşmazlığıdır). Bu örnekte “uyumsuzluk” yerine “D antijeni uygunsuzluğu”nu kullanmak da doğru değildir. Kostal kemik. Galiba “kaburga” denmek isteniyor!.. Bukkal mukoza: Ağız mukozası mı acaba? Sonuç: Ne yapmalıyız? Özetle; yanlışların büyük bir bölümünün bilgisizlikten çok, bildirilerin özen gösterilmeden, aceleyle yazılmasından kaynaklandığı kanısındayım. Biraz da, yabancı sözcükleri ya olduğu gibi ya da dilimize göre gelişigüzel değiştirerek, yerli yersiz aşırı kullanma eğilimimiz var. Öyleyse;
Sanırım, 2008 Ulusal Hematoloji Kongresine ödüle aday bildiri özetleri hazırlayabilmeniz için daha epeyce zamanınız var. Başarı dileklerimle...
|
|
|
Copyright © 2007 Prof Dr Yücel Tangün, Mik Uzm Aykut Köroğlu |
Site AI4CAD Mühendislik & Yazılım tarafından hazırlanmıştır. |
||